Spor Ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor Ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

Tüm ülke için artık son derece travmatik hale gelen olimpiyat ev sahipliği adaylığı sürecinin tam tamına beşincisini geride bıraktık. Bıraktık ama tantana bitmedi. Olimpiyatı istemeyenlerin "vatan haini" ilan edilmesinden tutun da, ünlülerin evlerindeki japon balıklarına kadar geniş bir yelpazede tepki vermeyi bildik bu duruma! Hepsini bir kenara bırakıp meseleyi doğru değerlendirebilmek için isteyenin neden istediğini, istemeyenin neden istemediğini Bloomberg için yazdım. Buyursunlar:

Ayrıca aynı konuyu konuştuğumuz Ekospor programını ise aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

OLİMPİYATI İSTEMEMEK..

Tüm ülke için artık son derece travmatik hale gelen olimpiyat ev sahipliği adaylığı sürecinin tam tamına beşincisini geride bıraktık. Bıraktık ama tantana bitmedi. Olimpiyatı istemeyenlerin "vatan haini" ilan edilmesinden tutun da, ünlülerin evlerindeki japon balıklarına kadar geniş bir yelpazede tepki vermeyi bildik bu duruma! Hepsini bir kenara bırakıp meseleyi doğru değerlendirebilmek için isteyenin neden istediğini, istemeyenin neden istemediğini Bloomberg için yazdım. Buyursunlar:

Ayrıca aynı konuyu konuştuğumuz Ekospor programını ise aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Çok merak edilen ve ilginç gelişmelere gebe olan FB ve BJK 'ın önümüzdeki yıl Avrupa Kupalarında yer alıp alamayacağı konusu hakkında geçtiğimiz hafta Bloomberg Ana Haber Bülteni'nde sayın Ali Çağatay'ın konuğuydum.. Konu uzun ve önemli, açıkçası burada bitecek gibi değil. Türk sporunu ve Türkiye spor ekonomisini çok ilgilendiren bir konu. Biz özellikle hisse senetlerine olan etkisinden, haberlerin piyasada doğru algılanması gerekliliğinden ve anlık haberlerin spekülatif etkilerinden bahsettik. Gerçekten de tarafların bir hayli de riskli olan hızlı (olağanüstü) yargılama prosedürünü seçmiş olmaları, "FB ve BJK Avrupa'ya gidiyor!" şeklinde yorumlanırsa ve hisse işlemleri bu beklentiyle yapılırsa, yatırımcıların ciddi anlamda canını yakabilir. Yayının ilgili kısmını bu linkten izleyebilirsiniz:  
Bundan önce hafta başında ise öğlen haberlerine telefon bağlantısı ile katılıp haberin ilk yansımalarını yorumlamıştık. Bu yayına ise buradan ulaşabilirsiniz:



FB-BJK-CAS ÜÇGENİ VE HİSSELERE ETKİSİ

Çok merak edilen ve ilginç gelişmelere gebe olan FB ve BJK 'ın önümüzdeki yıl Avrupa Kupalarında yer alıp alamayacağı konusu hakkında geçtiğimiz hafta Bloomberg Ana Haber Bülteni'nde sayın Ali Çağatay'ın konuğuydum.. Konu uzun ve önemli, açıkçası burada bitecek gibi değil. Türk sporunu ve Türkiye spor ekonomisini çok ilgilendiren bir konu. Biz özellikle hisse senetlerine olan etkisinden, haberlerin piyasada doğru algılanması gerekliliğinden ve anlık haberlerin spekülatif etkilerinden bahsettik. Gerçekten de tarafların bir hayli de riskli olan hızlı (olağanüstü) yargılama prosedürünü seçmiş olmaları, "FB ve BJK Avrupa'ya gidiyor!" şeklinde yorumlanırsa ve hisse işlemleri bu beklentiyle yapılırsa, yatırımcıların ciddi anlamda canını yakabilir. Yayının ilgili kısmını bu linkten izleyebilirsiniz:  
Bundan önce hafta başında ise öğlen haberlerine telefon bağlantısı ile katılıp haberin ilk yansımalarını yorumlamıştık. Bu yayına ise buradan ulaşabilirsiniz:



4 Temmuz 2013 Perşembe

Gezi Parkı olayları ile ortaya çıkan hayali bir takım, "Istanbul United". Bir kaç ay öncesine kadar birbirine neredeyse düşman gibi algılanan üç büyüklerin bir araya gelerek oluşturduğu bir güç birliği.. Peki gerçekten "İstanbul United" diye bir futbol takımı var olsaydı ne büyüklükte olurdu? Marka değeri olarak dünyanın kaçıncı büyük takımı olurdu merak ettik, araştırıp sevgili Alper Kotaman'la Bloomberg HT'deki Ekospor programında konuştuk. 
Buyrunuz, bu linkten izleyebilirsiniz:



İSTANBUL UNITED!

Gezi Parkı olayları ile ortaya çıkan hayali bir takım, "Istanbul United". Bir kaç ay öncesine kadar birbirine neredeyse düşman gibi algılanan üç büyüklerin bir araya gelerek oluşturduğu bir güç birliği.. Peki gerçekten "İstanbul United" diye bir futbol takımı var olsaydı ne büyüklükte olurdu? Marka değeri olarak dünyanın kaçıncı büyük takımı olurdu merak ettik, araştırıp sevgili Alper Kotaman'la Bloomberg HT'deki Ekospor programında konuştuk. 
Buyrunuz, bu linkten izleyebilirsiniz:



7 Nisan 2013 Pazar

Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım, tam 27 hafta olmuş... Bundan yaklaşık 7 ay önce sevgili dostum Alper Kotaman'ın Bloomberg HT 'de başladığı "Ekospor" programını kutlamak ve ilk programın konuğu olmak üzere gitmiştim. Gidiş o gidiş, bu hafta tam 27 hafta olmuş! 27 haftadır her Cuma günü canlı yayında saat 12:30 'da yarım saat süreyle haftanın tüm dünyada gerçekleşen spor ekonomisi olaylarını sevgili Alper Kotaman 'la değerlendiriyoruz. NHL Lokavt'ından giriyoruz, sponsorluklardan çıkıyoruz, Snoop Dog'dan giriyoruz, takımların piyasa değerlerinden ve borsadaki hareketlerinden çıkıyoruz.. Bu keyifli program haftada 2 gün, Çarşamba ve Cuma, ben her Cuma günü konuk olarak katılıyorum. Biz hem birbirimizden çok şey öğreniyoruz, hem de çok büyük keyif alıyoruz, sizlerden her hafta hem sosyal medyadan, hem de diğer kanallardan güzel tepkiler aldığımıza göre sizler de keyif alıyorsunuz diye umuyoruz..
Merak edenler 27 programın tümüne bu linkten göz atabilirler..



 

Bİ' BAKIP ÇIKACAKTIM?

Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım, tam 27 hafta olmuş... Bundan yaklaşık 7 ay önce sevgili dostum Alper Kotaman'ın Bloomberg HT 'de başladığı "Ekospor" programını kutlamak ve ilk programın konuğu olmak üzere gitmiştim. Gidiş o gidiş, bu hafta tam 27 hafta olmuş! 27 haftadır her Cuma günü canlı yayında saat 12:30 'da yarım saat süreyle haftanın tüm dünyada gerçekleşen spor ekonomisi olaylarını sevgili Alper Kotaman 'la değerlendiriyoruz. NHL Lokavt'ından giriyoruz, sponsorluklardan çıkıyoruz, Snoop Dog'dan giriyoruz, takımların piyasa değerlerinden ve borsadaki hareketlerinden çıkıyoruz.. Bu keyifli program haftada 2 gün, Çarşamba ve Cuma, ben her Cuma günü konuk olarak katılıyorum. Biz hem birbirimizden çok şey öğreniyoruz, hem de çok büyük keyif alıyoruz, sizlerden her hafta hem sosyal medyadan, hem de diğer kanallardan güzel tepkiler aldığımıza göre sizler de keyif alıyorsunuz diye umuyoruz..
Merak edenler 27 programın tümüne bu linkten göz atabilirler..



 

3 Aralık 2012 Pazartesi


Size bu ay 36 yıl önce yapılmış tarihin en ballı spor anlaşmasını anlatacağım. Tekstil işiyle uğraşan iki kardeşin kurduğu bir basket takımı, yaptıkları tek bir anlaşma ve ömür boyu para sıkıntısı çekmeyecek olmalarının tuhaf hikayesi. Müthiş bir girişimcilik hikayesi mi sadece şans mı sonunda siz karar verin. “İnsan şansını kendini yaratır” lafına inanırım, ama bu sefer zarlar 7-7 gelmiş sanki? Buyrun siz karar verin..

1976 yılında o sıralar halen güç toplamaya çalışan şimdinin efsane Amerikan Basketbol Ligi NBA, bir başka basketbol ligi ile birleşme kararı alır. Bu lig American Basketball Association yani ABA’dır. İlginç bir ligdir çünkü, bugünkü basketbol oyununa üç sayılık çizgisini, All-Star oyunlarındaki smaç yarışmasını ve hatta alışıldık turuncu top dışında beyaz-mavi ve kırmızı renklerden oluşan topu hediye eden, işin gösteri kısmını çok iyi anlamış bir ligdir ABA. Lige şu an NBA’in en önemli takımlarından olan New York Knicks, Denver Nuggets, Indiana Pacers ve San Antonio Spurs da dahil. NBA’e alternatif olmak isteyen, pastadan pay almak isteyen, bunun için de oyunun ve gösterinin kurallarını değiştirmeyi bile göze alan bir ligdir.



İşte bu sıra dışı ama küçük ligin, NBA ‘e katılma kararı tüm takımlarda heyecan uyandırır. Virginia Squires ve Kentucky Colonels dışındaki 4 takım lige katılır. Lige katılamayan bir takım daha vardır: Ozzie ve Daniel Silna kardeşlerin sahip olduğu Spirits of St. Louis takımı.. İsmi bile film ismi gibi olan takımın gerçekten de film gibi olan hikayesi burada başlar işte. Lige katılamayan takımın sahiplerinin son derece mütevazı bir isteği vardır. Basit bir aritmetikle NBA’e şu öneriyi götürürler; kendi liglerinden NBA’e katılmış olan 4 takımın yayın gelirlerinin yedide birini NBA var olduğu müddetçe istemektedirler. O dönem için çok abartılı gelmeyen bu isteği NBA kabul eder ve ABA ile birleşir.

Ancak NBA’in abayı yaktığını görmek için sadece birkaç sene geçmesi kafidir. İlk sene Silna kardeşlerin kasasına bu anlaşmadan dolayı 521,000 dolar girer. Ancak gel zaman, git zaman NBA ‘in spor ve gösteri dünyasındaki yeri de büyükçe, işin rengi de değişmektedir tabii ki. Pazar gitgide büyür, getiriler artar. Sonuçta Silva kardeşlerin son 2010-2011 sezonunda parmaklarını kıpırdatmadan, şu anda ortada bile olmayan eski takımlarından dolayı, tamamen arkalarına yaslanarak kazandıkları para 17,4 milyon doları bulur! Bu dönem içerisinde hem NBA, hem diğer takımlar Silna kardeşlere son derece astronomik ve cazip teklifler götürürler. Ancak biraderlerin altın yumurtlayan tavuğu kesme gibi bir niyeti tabii ki yoktur!



36 yıllık hikayenin bu günlerde yeniden alevlenmesinin sebebi, açılmış olan bir dava. Hayır, diğer takımlar, bu takım artık ortada olmadığı için bu duruma itiraz ediyor değiller. Tam tersine davayı açanlar Silna biraderler. Spirits of St. Louis takımının eski sahiplerinin iddiası; 1976 yılında öngörülemeyecek olan sosyal medya, internet gibi yeni medya kanallarının da bu anlaşmanın içine katılması gerektiği. 36 yıl önce yapılmış olan anlaşmada günün şartlarıyla sadece ülke içi ve kablolu yayınlar belirtilmiş, ancak takımın sahiplerine göre “yeni medya” kanallarının tümü de bu anlaşmaya dahil edilmeli ve payları buna göre yeniden hesaplanmalı. Fikir vermesi açısından, NBA’in ESPN ve TNT kanalları ile son 8 yılda yaptığı yayın anlaşmasının toplam tutarı 7.4 milyar dolar! Evet, milyar.

Film tadındaki hikaye burada da bitmiyor. Silna kardeşler neredeyse tüm paralarını 2008 yılında patlak veren banker skandalıyla tanınan ve Amerika’nın Kastelli’si olarak bilinen Bernard Madoff’a kaptırıyorlar. Silna kardeşler Madoff’a tam olarak ne kadar kaptırdıklarını hiçbir zaman telaffuz etmeseler de, servetlerinin ciddi bir kısmından bahsediliyor. Neyse ki anlaşmalar devam ediyor, altın yumurtlayan ve şu anda kümeste bile bulunmayan tavuk Silna kardeşleri beslemeye devam ediyor. Konuyla ilgili olarak konuşmayı reddeden sadece Silna’lar değil, diğer takım yöneticileri de 36 yıl önceki olayı vahim bir hata olarak nitelendiriyor ve konu hakkında mahkemeler haricinde görüş bildirmemeyi tercih ediyor! Ara sıra da olsa konuşanlardan da durumun kendilerince vehametini anlamak pekala mümkün. Örneğin Indiana Pacers takımın başkanı Donnie Walsh, konu kendisine hatırlatıldığında “Bu konuyu her hatırladığımda kalbime bir hançer saplanıyor!” gibi abartılı bir ifadeyle cevap veriyor. Ne de olsa her sezon yayın gelirlerinin yedide birini birine yediriyor.  



Aynı olay Türkiye’de yaşansaydı sonuç ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sanırım şöyle olurdu, Silna kardeşler birkaç sene bu geliri aldıktan sonra lig ince bir manevrayla NBA’den ÖzNBA’e devşirilirdi. Kanuni hakların yeni lig için oluşmaması sağlanır, herkes rahat bir nefes alırdı! Amerikalılar bu noktada bizim kadar yaratıcı olamamışlar ilginç bir şekilde! Ne de olsa bu coğrafyanın en sevdiği laflardan birisidir; demokrasilerde çare tükenmez!

      


TÜM ZAMANLARIN EN KARLI SPOR ANLAŞMASI


Size bu ay 36 yıl önce yapılmış tarihin en ballı spor anlaşmasını anlatacağım. Tekstil işiyle uğraşan iki kardeşin kurduğu bir basket takımı, yaptıkları tek bir anlaşma ve ömür boyu para sıkıntısı çekmeyecek olmalarının tuhaf hikayesi. Müthiş bir girişimcilik hikayesi mi sadece şans mı sonunda siz karar verin. “İnsan şansını kendini yaratır” lafına inanırım, ama bu sefer zarlar 7-7 gelmiş sanki? Buyrun siz karar verin..

1976 yılında o sıralar halen güç toplamaya çalışan şimdinin efsane Amerikan Basketbol Ligi NBA, bir başka basketbol ligi ile birleşme kararı alır. Bu lig American Basketball Association yani ABA’dır. İlginç bir ligdir çünkü, bugünkü basketbol oyununa üç sayılık çizgisini, All-Star oyunlarındaki smaç yarışmasını ve hatta alışıldık turuncu top dışında beyaz-mavi ve kırmızı renklerden oluşan topu hediye eden, işin gösteri kısmını çok iyi anlamış bir ligdir ABA. Lige şu an NBA’in en önemli takımlarından olan New York Knicks, Denver Nuggets, Indiana Pacers ve San Antonio Spurs da dahil. NBA’e alternatif olmak isteyen, pastadan pay almak isteyen, bunun için de oyunun ve gösterinin kurallarını değiştirmeyi bile göze alan bir ligdir.



İşte bu sıra dışı ama küçük ligin, NBA ‘e katılma kararı tüm takımlarda heyecan uyandırır. Virginia Squires ve Kentucky Colonels dışındaki 4 takım lige katılır. Lige katılamayan bir takım daha vardır: Ozzie ve Daniel Silna kardeşlerin sahip olduğu Spirits of St. Louis takımı.. İsmi bile film ismi gibi olan takımın gerçekten de film gibi olan hikayesi burada başlar işte. Lige katılamayan takımın sahiplerinin son derece mütevazı bir isteği vardır. Basit bir aritmetikle NBA’e şu öneriyi götürürler; kendi liglerinden NBA’e katılmış olan 4 takımın yayın gelirlerinin yedide birini NBA var olduğu müddetçe istemektedirler. O dönem için çok abartılı gelmeyen bu isteği NBA kabul eder ve ABA ile birleşir.

Ancak NBA’in abayı yaktığını görmek için sadece birkaç sene geçmesi kafidir. İlk sene Silna kardeşlerin kasasına bu anlaşmadan dolayı 521,000 dolar girer. Ancak gel zaman, git zaman NBA ‘in spor ve gösteri dünyasındaki yeri de büyükçe, işin rengi de değişmektedir tabii ki. Pazar gitgide büyür, getiriler artar. Sonuçta Silva kardeşlerin son 2010-2011 sezonunda parmaklarını kıpırdatmadan, şu anda ortada bile olmayan eski takımlarından dolayı, tamamen arkalarına yaslanarak kazandıkları para 17,4 milyon doları bulur! Bu dönem içerisinde hem NBA, hem diğer takımlar Silna kardeşlere son derece astronomik ve cazip teklifler götürürler. Ancak biraderlerin altın yumurtlayan tavuğu kesme gibi bir niyeti tabii ki yoktur!



36 yıllık hikayenin bu günlerde yeniden alevlenmesinin sebebi, açılmış olan bir dava. Hayır, diğer takımlar, bu takım artık ortada olmadığı için bu duruma itiraz ediyor değiller. Tam tersine davayı açanlar Silna biraderler. Spirits of St. Louis takımının eski sahiplerinin iddiası; 1976 yılında öngörülemeyecek olan sosyal medya, internet gibi yeni medya kanallarının da bu anlaşmanın içine katılması gerektiği. 36 yıl önce yapılmış olan anlaşmada günün şartlarıyla sadece ülke içi ve kablolu yayınlar belirtilmiş, ancak takımın sahiplerine göre “yeni medya” kanallarının tümü de bu anlaşmaya dahil edilmeli ve payları buna göre yeniden hesaplanmalı. Fikir vermesi açısından, NBA’in ESPN ve TNT kanalları ile son 8 yılda yaptığı yayın anlaşmasının toplam tutarı 7.4 milyar dolar! Evet, milyar.

Film tadındaki hikaye burada da bitmiyor. Silna kardeşler neredeyse tüm paralarını 2008 yılında patlak veren banker skandalıyla tanınan ve Amerika’nın Kastelli’si olarak bilinen Bernard Madoff’a kaptırıyorlar. Silna kardeşler Madoff’a tam olarak ne kadar kaptırdıklarını hiçbir zaman telaffuz etmeseler de, servetlerinin ciddi bir kısmından bahsediliyor. Neyse ki anlaşmalar devam ediyor, altın yumurtlayan ve şu anda kümeste bile bulunmayan tavuk Silna kardeşleri beslemeye devam ediyor. Konuyla ilgili olarak konuşmayı reddeden sadece Silna’lar değil, diğer takım yöneticileri de 36 yıl önceki olayı vahim bir hata olarak nitelendiriyor ve konu hakkında mahkemeler haricinde görüş bildirmemeyi tercih ediyor! Ara sıra da olsa konuşanlardan da durumun kendilerince vehametini anlamak pekala mümkün. Örneğin Indiana Pacers takımın başkanı Donnie Walsh, konu kendisine hatırlatıldığında “Bu konuyu her hatırladığımda kalbime bir hançer saplanıyor!” gibi abartılı bir ifadeyle cevap veriyor. Ne de olsa her sezon yayın gelirlerinin yedide birini birine yediriyor.  



Aynı olay Türkiye’de yaşansaydı sonuç ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sanırım şöyle olurdu, Silna kardeşler birkaç sene bu geliri aldıktan sonra lig ince bir manevrayla NBA’den ÖzNBA’e devşirilirdi. Kanuni hakların yeni lig için oluşmaması sağlanır, herkes rahat bir nefes alırdı! Amerikalılar bu noktada bizim kadar yaratıcı olamamışlar ilginç bir şekilde! Ne de olsa bu coğrafyanın en sevdiği laflardan birisidir; demokrasilerde çare tükenmez!

      


4 Ekim 2012 Perşembe

Dün Bloomberg TV 'de konuk olduğum ve sevgili Alper Kotaman ile sporun ekonomisini konuştuğumuz programı izleyemeyen ve izlemek isteyenler için linkini paylaşıyorum. Ekospor programının ilk bölümü ve ben de ilk konuğuydum. Bahtının açık, şansının bol olmasını diliyorum. Cidden son derece ilginç konularda ilginç sorular soruldu. NHL'den girdik, Alex'in piyasa değerinden çıktık, EA Sports'dan girdik, lokavttan çıktık.. Geçmişte "Dragon's Den" , "Sporaktif" gibi çeşitli programları başarıyla yapan Alper Kotaman sayesinde, bu programın da çok özel ve başarılı olacağına eminim. Merakla yeni bölümlerini bekliyor olacağız.. 
Buyrunuz:




BLOOMBERG 'DE "EKOSPOR"UN KONUĞUYDUM

Dün Bloomberg TV 'de konuk olduğum ve sevgili Alper Kotaman ile sporun ekonomisini konuştuğumuz programı izleyemeyen ve izlemek isteyenler için linkini paylaşıyorum. Ekospor programının ilk bölümü ve ben de ilk konuğuydum. Bahtının açık, şansının bol olmasını diliyorum. Cidden son derece ilginç konularda ilginç sorular soruldu. NHL'den girdik, Alex'in piyasa değerinden çıktık, EA Sports'dan girdik, lokavttan çıktık.. Geçmişte "Dragon's Den" , "Sporaktif" gibi çeşitli programları başarıyla yapan Alper Kotaman sayesinde, bu programın da çok özel ve başarılı olacağına eminim. Merakla yeni bölümlerini bekliyor olacağız.. 
Buyrunuz:




22 Ocak 2012 Pazar

Bilkent İktisat Bölümü'nden Doç. Hakan Berument ile Merkez Bankası'ndan Eray Yücel’in yaptığı araştırmada futboldaki  Avrupa zaferleriyle Sanayi üretimi arasındaki ilişki araştırılmış. Türk takımlarının 1989 ile 2002 arasındaki bütün maçlarını inceleyip Türkiye İstatistik Kurumu'nun sanayi üretimi verileriyle karşılaştıran akademisyenler elde ettikleri sonuçları bir çalışmada toplamış. İkilinin araştırması, sonuç olarak Beşiktaş'ın üretim artışına katkısının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada Beşiktaş'ın sadece Avrupa değil İnönü Stadı galibiyetlerinin de sanayi üretimi artışına fazladan etkisi görülüyor. İnönü Stadı'ndan alınan bir galibiyet sanayi üretimindeki artışı yüzde 0.15 oranında artırıyor. Bunun en önemli sebebi olarak da, Beşiktaş seyircisinin sanayi üretimiyle birebir ilişkideki mavi yakalılar olması gösteriliyor.

ÇARŞI, KÖTÜ EKONOMİYE KARŞI!

Bilkent İktisat Bölümü'nden Doç. Hakan Berument ile Merkez Bankası'ndan Eray Yücel’in yaptığı araştırmada futboldaki  Avrupa zaferleriyle Sanayi üretimi arasındaki ilişki araştırılmış. Türk takımlarının 1989 ile 2002 arasındaki bütün maçlarını inceleyip Türkiye İstatistik Kurumu'nun sanayi üretimi verileriyle karşılaştıran akademisyenler elde ettikleri sonuçları bir çalışmada toplamış. İkilinin araştırması, sonuç olarak Beşiktaş'ın üretim artışına katkısının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada Beşiktaş'ın sadece Avrupa değil İnönü Stadı galibiyetlerinin de sanayi üretimi artışına fazladan etkisi görülüyor. İnönü Stadı'ndan alınan bir galibiyet sanayi üretimindeki artışı yüzde 0.15 oranında artırıyor. Bunun en önemli sebebi olarak da, Beşiktaş seyircisinin sanayi üretimiyle birebir ilişkideki mavi yakalılar olması gösteriliyor.