13 Mayıs 2013 Pazartesi

GÜZEL CEKETTİ BE ABİ..


Tüm radyoculara ve Güray Hekim’e..

Bu yazıyı yazıp yazmamak için öyle çok düşündüm ki.. Senelerdir. Ama bu sabaha karşı  bilgisayarımı açtım ve bu geldi içimden.

İçinde bir hikaye var -her zamanki gibi-, içinde hala hayatta olan insanlar var, içinde benim çok iyi tanıdığım pek çok insan var ve içinde hepinizin çok iyi tanıdığı bir başka kişi var: Okan Bayülgen.

Bu hikayeyi bir gün bir yerde anlatacaktım, belki de neden böyle bir bilinçaltımız var bilmiyorum ama, her halde “Kör ölür, badem gözlü olur” diye bir atasözü olan bir millet olmamızdan kaynaklanıyor, “uygun” zaman neyse onu bekliyordum herhalde. Belki birileri artık buralarda değilken daha rahat konuşabiliyoruz arkalarından, birileri hala buralarda değilse daha da unutuluyor çirkinlikler, kat kat büyüyor güzellikler. O kişiler gidince ‘Şöyle de bi anımız vardı be ne çok şey yaşadık be abicim’ler daha çekici duruyor dillerde. Benim bi hikayem var dostlar, yeri geldi. Anlatayım..

Sene 2004. Rock FM denilen bir efsanenin parçasıyım o zamanlar.. Esen Kayar kaptanlığındaki bir şahane radyoda haftanın 2 saati dışardan program yapıyorum. Kimler yok ki, Can’lar, Ozzy’ler, Fırat’lar, Sam’ler, Banu’lar, aylarca benim nazımı çeken canım kardeşim Tansu Çağlayan’ım, berbat bi şaka gibi buralardan çekip giden Güray’ımız. Esen’e gidip “Benim bu radyoda program yapmam lazım Esen Bey” demiştim tanımadan, “Hiç yaptın mı daha önce?” dedi haliyle.. “Yapmadım ama iyi yapacağım, göreceksiniz” dedim. Ne gördü bilmiyorum ama müthiş bir risk alarak Cumartesi günleri akşam saatinde önce 2, sonra 3 saati bana verdi canlı yayın yapmam için. Canlı yayın tabii ,dev gibi bir yayın masası, yüzlerce düğme, karşıda konuk, hem sohbet edip, hem uygun şarkı seçip çalacaksın, hem geçiş yapıp hem saniye tutturacaksın falan.. Bayağı sıkı bir iş aslında, kolay değil. İki program elimden tuttular, sonra fırlattılar denize. Her şey şahane gidiyordu, arkadaşlık, muhabbet.. sevdiğimiz müzikleri çalıp sevdiğimiz muhabbetleri ediyorduk adına “Lumbago!” dediğim programda. Hiç unutmam ilk program konuklarımdan sevgili Meltem Taşkıran geldiğinde “Buranın tozunu yutmuşsun sen artık, bak görürsün bu senin hayatından çıkmayacak bir daha, radyo öyle birşeydir” demişti. Ne kadar doğruymuş, şimdi mesela düzenli TV programı yapmama rağmen, radyoyu deli gibi özlüyorum. Radyo başka. Neyse, bu arada radyoya gidiş geliş saatlerim arttı gitgide. Haftaiçleri de işlerim müsaade ettikçe gidip gelmeye başladım radyoya. Zevkle. Gidip gelmeye başladıkça da birşeyin farkına vardım. Radyo ciddi sıkıntıdaydı. Yönetim radyoyu kapatmak için karar almıştı. Benim gibi haftanın iki günü tam anlamıyla “muhabbetine” bu işi yapan biri için “Hay Allah!” denip geçilebilecek bir durumdu belki. Ama buradan geçinen onlarca insan vardı, Esen’in hayaliydi burası, Tansu’nun hayatıydı, Ozzy’nin yeni bebeği doğmuştu o günlerde. Şov devam etmeliydi elbette de, mikrofonlar kapandığı anda “Biz ne yapacağız? Ne olacağız?” soru işaretleri havada uçuşuyordu. Herkes sıkıntılı, hava kasvetliydi radyoda. Bir sabah gelecektik ve orda olmayacaktı bu insanların işyeri, çok net biliyorduk artık.



Sonra bir akşam kim ayarladı, nasıl oldu bilmiyorum ama akşam Okan Bayülgen’in şovuna, Zaga'ya gidilecek hep birlikte denildi. Tüm ekip toplandı ve şova gidildi. Şov devam ederken baba bizimkilerden birinin montunu aldı ve giydi. Programın geri kalanını üstünde “Rock FM” yazan montla tamamladı. Ekibi müthiş onore etmek bir yana, profesyonel söylemle de; milyarlarla ölçülmeyecek bir “PR hareketiydi” bu. Radyonun ismi dakikalarca Türkiye’nin en büyük talk şovunda anılmıştı, Okan Bayülgen’in üstünde, görüntüde kalmıştı. Bu hiçbir para verilerek yapılabilecek, yaptırılabilecek bir şey değildi. Tıpkı beş kuruş para almadan her hafta radyoya gidip program yapmamız gibi.. Sadece gönülle yapılabilirdi. Ve sadece oranın tozunu yutmuş, değerini bilen birisi bunu yapardı. Ertesi gün ve günler, radyodakilerin keyfi yerine gelmişti, hatta havalarından geçilmiyordu. Benim kendi bağlantılarımdan öğrendiğim ve dayanamayıp içeri de uçurduğum bilgiye göre radyoyu kapatmayı –en azından bir süre daha- düşünmüyorlardı artık! Büyük patronların kararıyla ve önceki akşam yaşanan PR’ın çok büyük katkısıyla radyo kapanma riskini atlatmıştı. Dahası, dün iş arayan bu adamların yeniden işi vardı! Büyük bir adamın küçük bir hareketi onlarca insanın işini kurtarmıştı. Yani dostlar, Okan Bayülgen, radyoları o zaman kurtarmaya başlamıştı!   



Bu anıyı mutlaka paylaşacaktım bir gün. Çünkü beni çok ama çok düşündürmüştü 10 sene önce.. “Güç nedir”i düşündürmüştü, günün birinde “güçlü” olunca –bakın başarılı, kariyerli, zengin vs değil; güçlü- gücünü nasıl ve ne için kullanacaksın’ı düşündürmüştü, büyük adamların küçücük bir hareketinin neler doğurabileceğini, nelere mal olabileceğini düşündürtmüştü, “Büyüdükçe küçülmek” gerektiğini, şan, şöhret, para, pul gelecekse eğer günün birinde Danua köpekleri gibi poponla etrafı da devirebileceğini, işe de yarayabileceğini düşündürtmüştü. Gün gelir o kadar büyürsün ki, 10 dakika giydiğin bir ceket 10 kişinin işsiz kalmasını önler işte. Bundan ala hayat dersi mi var? Bunu yapmış bir adam bir daha küçülür mü peki?

Dahası var hikayenin.. Geçen yıl kış ayları.. Bir kış akşamı, canlı yayınının başlamasından yarım saat önce kadardı. TV 8 ‘de üst katta, kapkaranlık bir odada muhabbet ediyorduk. Projeleri , yapılabilecekleri konuşup heyecanlanıyorduk. Ben, Okan abi ve Burak Güzel vardı odada sadece. Hepsini konuşup bitirdik, kararlar aldık, muhabbet ettik. Şova 15 dk. falan kalmıştı artık. “Abi” dedim, “sana bir hikaye anlatacağım..” Kapkaranlık odada bu olayı anlattım baba ağır ağır sigarasını sararken. Şıp diye hatırladı. “Ama..” dedim “bak bilmediğin neler oldu, neler  yapmış oldun sen o ceketi giyerek” Heyecanla anlattım bir kez daha yaşayarak. Çekti bi fırt ve sadece dedi ki: “Güzel ceketti be baba!”

Okan Bayülgen’i sev ya da sevme. Daha çok sev diye anlatmıyorum bu hikayeyi. Benim de hepiniz gibi –sırasıyla- bu adama hayran olduğum, gıcık olduğum, yeniden hayran olduğum, yeniden gıcık olduğum dönemler oldu. :) Mesele bu değil. Baba çok ortalardayken, herkes onun hakkında yazıp çizerken  elim gitmedi. Biz daha sık görüşürken yazacaktım, elim gitmedi. Diyorum ya, kötü şeyleri paylaşmakta sabırsızız, iyi şeyleri paylaşmak için ürkeğiz hep. Yanlış anlaşılacak, şöyle sanarlar, böyle anlaşılır diye hep nedense cenazelere kalıyor güzellemeler. Güzelleme olmaması için, zamanlı olması için, samimi olması için şimdi olması gerekiyormuş demek ki..

“Okan Bayülgen radyoları kurtarıyor!” denilince daha da anlamlı oluyor işte. O zaman benim bu hikayeyi anlatmam farz oluyor dostlar.. Şu klişe deniz yıldızı hikayesindeki gibi işte mesele, hepsini kurtaramazsın belki. Ama benim bizzat yaşadığım hikayede farketti be işte. Bizim için farketmişti. Rock FM 15 yaşındaysa ve şimdi bambaşka arkadaşlar aynı heyecanla bizim hikayemizi devam ettiriyorlarsa, farketmiş! Beni çok etkiler bu hikaye, “güc”ü anlattığı için, hikayenin kahramanına anlattığımda sadece “Güzel ceketti be baba!” dediği için.. Duclos’un çok sevdiğim “Başarıya ilave edilebilecek tek süs tevazudur!” sözünü bi daha, bi daha doğruladığı için!



“Rüyalarını müzikli görenler için..” derdim radyoda çalarken. Ben öyle görüyorum kendimi bildim bileli. Daha başkası nasıl oluyor, onu bilmem. Bu yazıyı da rüyalarını müzikli görenlere ithaf ediyorum. Radyo ne demektir, bilen herkese ithaf ediyorum. Mesela Okul dönüşü çantasını fırlatıp önlüğünü bile çıkarmadan, 4 katlı kütüphanenin en üst rafına tırmanıp düğmeyi çeviren ve “Okul Radyosu”nu bekleyen ve radyo dinlerken dokunulmaz olan çocukluğuma ithaf ediyorum. “Okul radyosu”nun müziğini hiç unutmayanlara ithaf ediyorum. Okan abiye. Tüm radyoculara ve bir tanecik kardeşim Güray Hekim’e. Güray bana yukardan dedi ki; birinin hakkında güzel şeyler konuşmak için illa gitmesini beklemeyin abi. Haklı.

Dave Gahan’ın söylediği gibi: “Thanks God for the Radio!” İyi ki var radyolar, iyi ki ben çocukken vardı, iyi ki benim oğlumun zamanında da olacaklar ve iyi ki bunun için birşeyler yapıyoruz! Herkes becerisi ve büyüklüğüne göre;  bazılarımız yazı yazıyor, bazılarımız nutuk çekiyor şairin dediği gibi, bazıları kapı kapı dolaşıyor, bazıları sadece güzel bir ceket giyiyor. Ve bazen bir ceket diğer hepsinden de daha kıymetli oluyor.

Güzel ceketti be Okan abi, cidden güzel ceketti…
   

5 yorum:

  1. Tüylerim diken diken oldu. Müthiş bir kalemden çıkmış, durup durup okunası ve her okunduğunda ders niteliginde pay çıkarılası müthiş bir hikaye. Bu arada, hani demissinizya "Okan'i sev yada sevme..." sanmam sevmeyen var mi, ama bi daha zor gelir böyle adamlar dedirten cinstendi bu yazi:) Kaleminize saglık...

    YanıtlaSil
  2. Sabah sabah işi diden hiç mi bir şey yok bu sabah !derken telefonun ekranın da fark etmediğim bir yerlere çarptı parmağım. Ve okudum. Artık güzel bir sabah. Bir ceket ti bunları bu kadar anlamlı kılan ve bir kaç cümle benim de sabahımı daha anlamlı kılan... Elinize sağlık hissettirenin de yüreğine...

    YanıtlaSil
  3. Dostum Burak.Yazını okudum ve çok etkilendim.üzüldüm ağladım gülümsedim.gözümün önünden neler neler geçti.bu efsanenin bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyorum.o anlar çok özeldi o günler çok farklıydı.bir ceket bir adam bir destek çok öenmliydi ve bunu gerçekleştiren okan bayülgen'e burdan bir kere daha teşekkürler.büyük ihtimal artık aramızda olmayan kardeşimiz junior'umuzda bu yazıyı okumuştur.ellerine sağlık kardeşim...sevgi ile...Ozzy

    YanıtlaSil
  4. “Thanks God for the Radio!”

    YanıtlaSil
  5. Bu hikayedeki eksiklikleri de ben yazayım o zaman :) Okan Bayulgen o ceketi giymekle kalmamış elimizden aldığı stickerları konukların yuzune,alnına yapıştırmış, o geceki programın giriş çıkış müziklerini bizim meşhur Rock fm jingleyle yaptırmış,orkestrası müzik aletlerinin tümünü Rock Fm stickerlaryla kaplamıştı.O dönemde Kanal D grubu ve Star grubu arasında yaşanan rekabete rağmen Okan Bayulgen rakip grupta yer alan-dinlediği radyoya destek vermek için,yanımızda olduğunu göstermek için o gece bizi gururlandıran,biz doğru yoldayız dedirten bir yayın yapmıştı.bizim hiç bir zaman ona bir teşekkür etme fırsatımız olmadı (kızacağını bildiğimiz için aramaya cesaret edememiştik:) ) Yıllar sonra Burak Unaldı aracılığıyla arkadaşlarım adına Okan Bayulgen'e teşekkür ediyorum...ve Rock Fm ekibinin Pogo'su Guray 'ım o programda sen de yanımızdaydın, o gece çekilen fotoğraflarda ne kadar mutlu görünüyorsun...mekanın cennet olsun. Tansu

    YanıtlaSil